Makale – Adli Teşkilatın Yetimleri

Demokratik sistemlerde yasama, yürütme ve yargı olmak üzere üç temel erk vardır. Devlet adalet hizmetlerini yargı erki aracılığıyla sunar. Bir ülkenin bağımsız ve egemen olduğunu gösteren işaretlerden en önemlisi, o ülkenin kendi toprakları üzerinde yargılama yapabilmesi ve yargı erki sıfatıyla yargı ve adalet hizmetlerini sunabilmesidir. Türk hukuk sisteminde, yargı erki adalet hizmetlerini, mahkemeler, savcılıklar ve icra daireleri aracılığıyla yerine getirir.
Devletin yerine getirmekle yükümlü olduğu hizmetlerden birisi de cebri icra hizmetleridir. Bu hizmetlerin sunumu devletin tekelinde olup, devletin gücü kullanılarak yerine getirilirler. Devlet icra hizmetini tekel sıfatıyla yerine getirdiği için, kalitesi yüksek, hızlı, güvenli bir icra hizmeti sunmak zorundadır. Hukuk yargılamasının yegane infaz mercii olan İcra Müdürlükleri, bu işlevi sebebiyle Türk Yargı sisteminin en önemli ve temel görevlerinden birini yerine getirmektedir.
Ancak Türk icra sistemi, yüksek olmayan performansı sebebiyle yargı hizmetleri arasında en fazla eleştiriye maruz kalan alan durumundadır. Bu gerekçeyle icra hukuku alanında reform niteliğinde birçok düzenleme yapılması güncel bir mesele olmaya devam etmektedir. Yapılması planlanan bu düzenlemelerin amacı, daha hızlı, etkin, yüksek kaliteli ve vatandaşlara daha fazla ilgi gösteren hizmet elde etmek için tüm icra dairelerinde yeni çalışma metodolojileri ve standart yönetim kriterleri sunmaktır. Fakat icra teşkilatı ve işleyişi için birçok düzenleme yapılması planlanırken, bu teşkilatın en önemli aktörü olan icra müdürleri gözardı edilmeden, tam aksine onların aktif olarak ön planda ve motivasyonları ile toplum nezdindeki güvenirlik seviyesinin yüksek olduğu bir model geliştirilmelidir. İyi hazırlanmış kanunların yanı sıra, kanunları uygulayanlara yönelik verimliliği artıran, makul sürede objektif olarak hizmet sunma imkânı veren düzenlemeler yapılmadıkça, icra sisteminin işleyişi konusunda iyimser bir tablonun ortaya çıkmasına imkân yoktur. Türk hukuk sisteminde icra çalışanlarının hukuki alt yapısal, sosyal birçok sorunu olmakla birlikte, bu yazıda icra hizmetlerinin sunumunda aktif rol oynayan icra müdürlerinin statüleri, hak ve yetkileri üzerinde durulacak, bu konularla ilgili aksaklıklar ve eksiklikler irdelenerek çözüm önerilerine vurgu yapılmaya çalışılacaktır.
1- İCRA MÜDÜRÜNÜN TANIMI VE HUKUKU STATÜLERİ
Ülkemiz hukuk sisteminde icra müdürü, cebri icra prosedürünü başından sonuna kadar yürüten, geniş yetkilerle donatılmış kamu görevlisidir. Bu görev kural olarak takip talebi ile başlar, kişinin fiili olarak hakkına ulaşmasıyla sona erer. İcra müdürü, icra sürecinde, icra görevini başka bir resmi veya özel görevli veya kurumla paylaşmaz veya bunlara görev devri yapmaz.
İcra müdürü, hak sahibinin talebi üzerine harekete geçer ve onu somut olarak ve zor kullanarak yaptığı icra işlemleri ile tatmin eder. İcra müdürünün bu şekilde ifa ettiği hizmet, diğer kamu hizmetlerine göre özel bir niteliğe sahiptir. İcra müdürlerinin ifa ettikleri bu hizmetin niteliği ile onlar için uygun görülen hukuki statü arasında sıkı bir bağ vardır. 2992 Sayılı Adalet Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin Değiştirilerek Kabulü Hakkındaki Kanunu’nun 2/k maddesi gereğince Adalet Bakanlığı’nın ana hizmetleri arasında sayılmıştır.
İcra müdürlerinin yaptıkları işlemler adli işlem olup diğer kamu görevlilerinden farklı olarak sıradan bir kamu hizmeti değil, özel hususiyetleri bulunan bir hizmet olan adalet hizmetini ifa etmektedirler. Bu ifayı da, devletin zor kullanma gücü gibi önemli bir yetkiyi kullanarak yerine getirirler. Bu yetkiyi kullanırken, bağımsız olup, herhangi bir yerden talimat almazlar. İcra müdürü her ne kadar icra mahkemesinin gözetim ve denetim altında ise de icra mahkemesine bağlı olmayıp, kanunların kendisine verdiği görevleri doğrudan yapma yetkisi vardır.
İcra müdürleri bir devlet memuru olmakla birlikte diğer devlet memurlarından ayırıcı özellikleri vardır:
Birinci özellik, icra müdürlerinin, diğer memurlar gibi, amirleri yoktur. Denetimi altında oldukları mercilerden emir talimat almazlar ve onların emri ile hareket etmezler. Aksine İcra ve İflas Kanunu’nu doğrudan tatbik etme yetkileri vardır. Cebri icra işlemlerini devlet adına yaparlar ve bu konuda devleti temsil ederler. Yaptıkları işlemlerine karşı idare mahkemesine değil, şikâyet yoluyla icra mahkemesine başvurulur.
İkinci özellik, icra memurları alelade bir kamu hizmeti değil, kamu hizmetlerinin en önemlilerinden olan adaletin dağıtımı görevini yürütmektedirler. Bu durum, icra müdürlerinin ayrı bir statüye tabi tutulmalarına neden olmaktadır. Dolayısıyla icra müdürlerini sadece Devlet Memurları Kanunu’na tabi tutmak yeterli olmayıp, ilave düzenlemelerin yapılmasına ihtiyaç vardır. Devlet Memurları Kanunu’nun 1. maddesinin son fıkrası savcı ve hâkimleri özel kanunlara tabi tuttuğu halde, icra müdürlerini burada saymamış olması bir eksikliktir.
Üçüncü özellik, normal devlet memurları görevlerini icra ederken, kusurlarıyla verdikleri zarar nedeniyle devlet aleyhine idare mahkemelerinde dava açılırken, icra müdürleri için devlet aleyhine adli mahkemelerde dava açılmaktadır. İcra müdürleri bu yönüyle hâkimlerle benzerlik gösterirler.
Dördüncü özellik, kişi herhangi bir müdürlükteki bir işlemini tayin edeceği temsilci aracılığı ile yürütülebilirken, icra dairelerindeki bu temsilci kural olarak sadece avukatlar olabilmektedir.
Mahkemelerin vermiş olduğu kararlara (ilamlara) uyulmadığı zaman bu kararı zorla icra etmek ve bu nedenle, borçlu ile karşı karşıya gelmek görevi icra müdürlerine aittir. Yani icra müdürleri bir hakkın fiilen ve somut olarak hak sahibine verilmesini sağlama gibi önemli ve riskli bir görevi vardır.
Bilindiği üzere icra teşkilatı,
A-Asıl Organlar:
1-İcra dairesi
2-İcra mahkemesi
3-Yargıtay'ın icra-iflas işleri ile görevli hukuk daireleri
B-Yardımcı organlar:
1-Genel mahkemeler
2-Cumhuriyet savcıları ve adalet müfettişleri
şeklindeki bir şemadan oluşur. Belirtmek gerekir ki, bu şemadaki organlardan icra dairesi hariç olmak üzere, diğer organların çalışanları yargı mensubu kabul edildiği halde, müdür sıfatını taşıyan icra müdürleri ve yardımcıları bu kapsamın dışında bırakılmıştır.
Mevcut düzenlemede davanın başlangıcından sonuna kadar muhakemenin yürütülmesi hakime ait olduğu gibi, icra takibinin de başlangıcından sonuna kadar tarafların talepleri çerçevesinde yürütülmesi de icra müdürlerinin yetki ve sorumluluğundadır. İcra müdürleri karar makamı olup İ.İ.K. hükümleri gereğince kararlarını bağımsız olarak vermektedirler. Bu kararlar kanunun gösterdiği yollardan geçmektedir. Hakimler dahi icra müdürünün yerine geçerek icra müdürünün vermesi gereken kararları veremezler. İcra Daireleri yargının 3. Saç ayağı ve karar makamı olmalarına, yargı görevi yapmalarına rağmen yargı hizmetleri sınıfına dahil edilmemektedir.
İcra müdürlerinin atama ve nakilleri 2802 sayılı Hakimler ve Sacılar Kanunu gereğince yapılmaktadır. Yaptıkları iş itibariyle adli yargıdaki işleri ile ilgili kararlar verdikleri ve bu kararların bidayetten geçerek adli yargının en üst makamlarına kadar gönderildiği ve vermiş oldukları kararlardan Hakim ve Savcılar gibi sorumlu olmalarına karşın, Hakim ve savcılar için verilen kıstas aylığından ve diğer hiçbir haktan yararlanamamaktadırlar. Hakim ve savcılar için tanınan hakların en az % 50 si oranındaki haklarında icra Müdürü ve İcra Müdür yardımcıları için tanınması gerekmektedir.
2- İCRA DAİRELERİNİN İŞ YÜKÜ VE ÇALIŞMA KOŞULLARI
Ülkemizde yılda ortalama 15 milyon civarında icra takibi açılmakta ve her geçen gün de bu sayı artmaktadır. Sosyal ve ekonomik koşulların insanları, insanların da sosyal ve ekonomik koşulları bozmasına bağlı olarak icra müdürlüklerinde yapılan iş ve işlem sayısı giderek artarken, bu iş ve işlemlerin sağlıklı, hızlı, etkili ve güvenli biçimde yürütülebilmesi için gerekli olan, başta iyi yetişmiş personel olmak üzere diğer zorunlu gereksinimler karşılanamamaktadır. Bu aşırı iş yükü karşısında icra dairesi çalışanları gece geç saatlere kadar ve hafta sonları da çalışmak zorunda kalmaktadır. Hukukun makine dairesi gibi çalışan, gecesini gündüzüne katıp yıllık izinlerini dahi tam olarak kullanamayan iş yoğunluğundan ailesini ve çocuklarını ihmal eden personelin pisikolojisi de günden güne bozulmakta olup, İcra dairelerinde artan bu iş yoğunluğuna rağmen, maalesef personelin özlük hakları ile sosyal haklarında, yoğunluk ve işlevine uygun iyileştirme yapılmadığı, ayrıca ayda 70-80 saat fazla mesai yapan icra dairesi çalışanlarının bu fedakârlıklarına rağmen hak ettikleri imkânlar sağlanmadığı gibi, önceden verilmiş hak ve imkânları elinden alınmakta, devlet tekelinde olan icra daireleri tarafından ifa ve icra edilen cebri icra görevi işlevini yerine getiremez hale düşürülmektedir.
Artan iş yüküne paralel olarak özellikle büyük şehirlerdeki icra dairelerinde ihtiyacı karşılayacak miktarda personel istihdam edilmemektedir.

Tapu, nüfus , ptt ve trafik tescil büroları ile sağlanan entegrasyon nedeniyle anılan birimlerin işlerinde belirgin bir azalma sağlanmasına karşın bu durum icra dairelerinde iş yükünün artmasına neden olmuş ve bu iş yükünün artışına paralel olarak personel takviyesi yapılmamış ve icra dairelerindeki personeller mevcut haliyle gün içinde işini bitiremez olmuştur.

Zira mevcut sistemde şuan bir müdür yardımcısı yıllık 2.500 – 3.000 adet dosyanın yükünü kaldırabilecek iken bu sayı Ankara İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde 12.000 - 15.000 dosyaya kadar çıkmaktadır ve her geçen günde bu sayı artmaktadır. Taleplerin 3 gün içinde değerlendirilip karara bağlanması gerektiği göz önüne alınınca icra müdürleri sürekli adli ve idari şikayetlere maruz kalmaktadırlar.
3- İCRA DAİRELERİNİN FİZİKİ ŞARTLARI
Türkiye İcra Dairelerinin mevcut konumu, fiziki alt yapısı her açıdan, modern tıp, cüzam hastalığının tedavisinden habersiz iken, yani yarım asırdan çok önce Cüzzamlıların toplandığı bir kamp alanına benzemektedir.
Tüm adliyelerde icra daireleri nedense binaların zemin katında hatta eksi 1 ve 2. katlarda tuvalet yanında camı dahi olmayan havasız ve rutubetli güneş görmeyen yerlerde bulunmaktadır. Aslında İcra dairelerinin zemin katlarda ve söz konusu şartlarda çalışmaları gerektiği konusunda herhangi bir yasa, yönetmelik ve düzenleme yoktur. Fakat uygulamada icra dairelerinin böyle bir muamele ile karşı karşıya oldukları bir vakıadır. İcra dairelerinin tüm çalışanları kendilerini terk edilmiş , gözden çıkartılmış olarak gördüklerinden sonsuz bir umutsuzluk, karamsarlık ve negatif enerjiyle yüklü haldedir. İnsanların çalıştığı yerde mutlu olması, mesleğini sevmesi, hakkın icrası için gelenlere güler yüzlü davranmasında, çalışılan fiziki mekânların etkisi büyük olduğunu belirtmek gerekir. Ayrıca, bir ilam almak için büyük zorluklara katlanan ve uzun bir süre bekleyen kişiler için mutlu son yeri olabilecek icra dairelerini fiziki açıdan en iyi şekilde yapılandırmak gerekir. Bu ortamı yukarıda belirtilen olumsuzlukları barındıran icra teşkilatı ile sağlamaya imkân yoktur. Bunun için icra müdürlerinin fiziki çalışma şartlarının iyileştirilmesi gerekir.
Günümüzde kocaman kocaman Adliye Sarayları yapılmasına rağmen nedense bu saraylarda sadece hakim ve savcıların odaları saray özelliği taşımaktadır. 10-15 kişinin çalıştığı bir icra dairesine ayrılan yer kadar hakim savcı odaları yapılmakta ve modern bir şekilde dizayn edilmektedir. Unutulmamalıdır ki adli teşkilat sadece hakim ve savcılardan ibaret değildir.
Günümüzde vergi dairelerinden kültür müdürlüklerine ve hatta belediye birimlerine kadar vatandaşlara hizmet veren kurum ve kuruluşlar, çağımızın gerektirdiği imkan ve konumlara sahip modern bina ve alanlara taşınarak hizmet verirken , devletin iktidarını insan haklarına saygılı bir şekilde temsil eden icra dairelerinin içinde bulunduğu bu durum T.C. Devletine yakışmıyor.
4- SONUÇ
Yazının başlığına neden “ Adli Teşkilatın Yetimleri “ diye yazmama gelince , bizler icra müdürleri olarak kendimizi statü, teşkilat ve maruz kaldığımız bazı muameleler sebebiyle Adli teşkilatın yetimleri olarak görmekteyiz. İcra dairelerinde çalışanların büyük bir çoğunluğu da Adli Teşkilat içinde dışlanıldığı kanaatinde dir. Bunun hem sosyolojik hemde hukuksal sebepleri vardır.
Şair Özdemir Asaf’ın aşağıdaki şiiri de İcra Dairesi Çalışanlarının kimsesizliğini ve içinde bulunduğu durumu en iyi şekilde yansıtmaktadır.
Aslında yoktu kendimizden başka kimsemiz,
Ve biz hep varsayımlar üzerine yaşadık biraz da...
Ne bileyim işte, her olur olmaz üzerine hayaller kurduk.
Yoksa şu an kim biliyor ki senin içinde ne yaşadığını,
Yada kaç kişi şu an düşünüyor seni ?
Söylesene kimin umrundasın şu an ?
Kandırma kendini boş yere,
Dağ başındaki bir mezar taşı kadar yalnızsın işte.

Bu dışlanılmışlık kanaati bir alınganlıktan mı kaynaklanmakta, yoksa bu kanaati destekleyen ve besleyen veriler var mı ona bakmak gerekir. Şayet ortada bir takım somut veriler mevcutsa, bunların irdelenmesi ve gerçeğin ortaya konulması gerekir. Aksi halde, bu durum, zamanla daha büyük bir mesele olarak karşımıza çıkacaktır. Şayet ortada bir alınganlık veya yanlış algı sorunu varsa, bunun izahının yapılması ve bu kanaatlerin olumlu yönde değiştirilmesi, icra müdürlerinin mesleklerini icrada özgüvenlerinin tesis edilmesi gerekir.
Aslında İcra işleyişindeki sorunlar zaten bellidir. Yeni bir tesbite gerek yoktur. Adalet Bakanlığı kısa süre öncesine kadar en çok hakim ve savcılara yönelik iyileştirmelerde bulunmuş bu yıllara kadar icralar hep en arka sırada kalmıştır. Buda devletin iktidarını insan haklarına saygılı bir şekilde temsil eden bir kurumun en ilkel kamu kurumlarından biri olarak kalmasına sebep olmuştur.
Şair Özdemir Asaf’ın
Düzelecek dediler, yirmi yıl geçti,
Açan arayı daha da açtı,
Bugün sordum düzelecek deyorlar,
Gemi de gemiymiş hani, yolcu da yolcu"

söylemindeki gibi umutsuz süreç icra dairelerinde halen devam ediyor.

Ahmet Kayiş
Emekli İcra Müdürü


Kurucu Başkanın Veda Mesajı

P S Ç P C C P
Loading...
<< Previous | Next >>
  1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30  

Ziyaretçi Sayısı

0042457